sıcak içecek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sıcak içecek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Aralık 2010 Pazartesi
SICAK ŞARAP
internette yüzlerce tarifi olan bir içecek hakkında yazmak iddialı bir davranıştır belki... ama ben benimkinden iyisini bir tek Prag'da içmiştim. O kadar da iddialıyım :) -7 derece soğuklukta (buna sıcaklık demek ayıp olurdu) haldır haldır müze gezerken direnci artıran ve hatta gezme isteğini ayakta tutan bir tek her köşe başındaki sıcak şarapçılardı. prag'ı, kafka'yı, müzik müzesini hatırlatması itibariyle ayrı bir değeri var sıcak şarapın benim için.
malzemeler:
1 adet ayva
1 adet portakal
3 adet tatlı mandalina
1 adet nar
1 adet elma
(tüm meyvelerin şekerli olanlarını tercih etmek daha iyi sonuç veriyor. ayrıca meyve miktarını artırabilirsiniz. ama bu durumda iyice sulu yemeğe dönen karışımdan şarabı süzmek zorlaşıyor :) )
4 çubuk tarçın
1 tatlı kaşığı karanfil
1 litre şarap (dikmen gibi köpeköldürenden bir üst basamak bir marka olması yeterli)
2 çorba kaşığı dolusu şeker (esmerinin makbul olduğu söylenir)
1 çay bardağı kanyak (ya da evde bulunan votka, tekila gibi içkiler de olur)
hazırlanışı:
meyveler yıkanır. büyük bir yemek tenceresine meyveler rastgele dilimlenir. üzerine şeker serpilir. tarçın ve karanfili de koyduktan sonra şarap eklenir. ortalama bir ateşte şarabın üzerinden hafif dumanlar çıkana kadar ısınmaya bırakılır. duman çıkmaya, yani alkol buharlaşmaya başladığı anda ateş en kısık seviyeye getirilir. meyveler kaşıkla hafifçe ezilir. mandalinaların canını çıkarabilirsiniz. sonrasında şeker ve kanyak eklenir. iyice karıştırdıktan sonra çay süzgeci ile bardağa koyarak servis yapabilirsiniz.
kanyak yerine votka ya da tekila koyacaksanız miktarına dikkat etmek gerekir. zira sıcak şarabın tadına aykırı tadları olduğundan esansı bastırmayacak bir oran tutturmak kolay olmayabiliyor. eklenmese de olur, ancak o zaman alkol oranı düşük olan içeceğin meyve suyundan farkı kalmaz gibi geliyor bana. bir de sanırım alkol oranı yükseldiğinde daha iyi ısıtıyor.
en son yaptığımda, şarap bittikten sonra hızımızı alamayıp meyveleri de yedik. lezzetliydi. şaraba doymuş meyvelerle bir tatlı yapılabileceği de aklımdan geçmedi değil. şöyle hafif bir süt kreması ile tramisu keki kullanılarak bir şeyler yaratılabilir.
12 Aralık 2010 Pazar
TARÇINLA KAHVENİN DANSI
tarçın ve kimyon benim için bir tatlıyı/yemeği sıradan bir lezzet olmaktan çıkarıp sınırlamak istemeyeceğim mırıltılar eşliğinde ağza alıp çiğneyip yutma ve aralık vermeden bu eylemlere devam etme isteği uyandıran baharatlar olmuştur.
üniversiteyi kazanmamla birlikte kurtuluşa ereceğime olan kof inancım sebebiyle kahve ve çay gibi kafein, tein vb. uyarıcı maddeler içeren sıvıları sınavı kazanır kazanmaz bırakmıştım. ta ki iş hayatında sıkıntıdan şişmeye başlayana kadar... sıkıntı öyle bir şey ki, uykunuz olmadığı halde uyku varmış etkisi yaratır ve siz de sürüye uyar, çay kahve içmeye başlarsınız.
insanın yemek tercihleriyle inançları arasında bir korelasyon var mıdır bilmiyorum ama, yaşamda çeşitliliği sevmem gibi yemekte de sade tatlar bana lezzetli gelmedi hiçbir zaman... hani sırf mideyi doldurmak için değil de, tatta da bir estetik olmalı, dilin estetiğine hitap etmeli der içimden bir ses. belki akdenizli ruhudur bu dilde bile şatafat arayışı...
işte çay ve kahvede de sadelik, bir görevi gerçekleştirmek zorunda olmak kadar yavan geliyor bana. muhtemelen bu sebeple latte ile başlayan yolculuk sonunda chai tea gibi noktalara ulaştı.
bu ünlü kahvecilerin evlere servisi yok tabi. bir pazar günü oturmuş, boynunuzda fular, tvde mezzo kanalında klasik müziğin eşsiz örneklerini dinleyerek sakin sakin çalışıyor/yazı yazıyorsanız, kıçınızı kaldırıp da bir kahveciye gitmek imkansızlaşır. (ah, ne de entel dantel bir profil çizdim hahaha. fular, önceki günkü konserde sallanan kafa sonucu tutulan boyna iyi geldiğinden, mezzo ise yine konserde içilen biraların yarattığı baş ağrısını katlamayacak tek müziği çaldığından eşlik ediyor bana oysa ki :) )
sözün özü, chai teanin içinde en baskın tat olduğunu bildiğim tarçını evde kendi hazırladığım kahveye koyarsam nasıl olurun sonucu aşağıda verilmiştir:
*outlaw'la dalga geçecektim ki, aynı hatayı yaptığımı farkettim. yazı yazılmaya başlandığında kahve çoktan mideye inmiş, 12 parmak barsağına doğru yol almaktaydı. üşenmedim (yalana bak, internette foto bulamadım), kahve ve tarçınlı bir foto çektim... olsun canım, kahvenin görüntüsü de bildiğiniz kahveydi zaten...
malzeme:
33 ml süt (standart 25 ml su bardağının bir boy büyüğüne tekabül ediyor. hani 1 kutu kolayı tam alan bir bardağınız varsa işte o 33 ml.dir)
2 tatlı kaşığı gold vb. hazır kahve
2 tatlı kaşığı bal
1 çubuk tarçın
hazırlanışı:
süt kaynama noktasına gelene kadar ısıtılır. bardağa kahve ve bal koyulur. ısınan sütten kahve ve balı eritecek kadar az bir miktar bardağa koyulur ve kahve ile bal eritilir. tadı neden değiştirdiğini bilmiyorum ama kesinlikle sütü tek seferde koymaktan daha iyi bir lezzet yaratıyor. sütün tamamı bardağa koyulur. tarçın çubuğu atılır. 1 dakika kadar bekledikten sonra tarçınla kahvenin dansı içime hazırdır.
toz tarçın da kullanılabilir. ama ses tellerinize yapışıp rahatsız edebileceğinden, sıvılarda çubuk tarçın daha idealdir.
üniversiteyi kazanmamla birlikte kurtuluşa ereceğime olan kof inancım sebebiyle kahve ve çay gibi kafein, tein vb. uyarıcı maddeler içeren sıvıları sınavı kazanır kazanmaz bırakmıştım. ta ki iş hayatında sıkıntıdan şişmeye başlayana kadar... sıkıntı öyle bir şey ki, uykunuz olmadığı halde uyku varmış etkisi yaratır ve siz de sürüye uyar, çay kahve içmeye başlarsınız.
insanın yemek tercihleriyle inançları arasında bir korelasyon var mıdır bilmiyorum ama, yaşamda çeşitliliği sevmem gibi yemekte de sade tatlar bana lezzetli gelmedi hiçbir zaman... hani sırf mideyi doldurmak için değil de, tatta da bir estetik olmalı, dilin estetiğine hitap etmeli der içimden bir ses. belki akdenizli ruhudur bu dilde bile şatafat arayışı...
işte çay ve kahvede de sadelik, bir görevi gerçekleştirmek zorunda olmak kadar yavan geliyor bana. muhtemelen bu sebeple latte ile başlayan yolculuk sonunda chai tea gibi noktalara ulaştı.
bu ünlü kahvecilerin evlere servisi yok tabi. bir pazar günü oturmuş, boynunuzda fular, tvde mezzo kanalında klasik müziğin eşsiz örneklerini dinleyerek sakin sakin çalışıyor/yazı yazıyorsanız, kıçınızı kaldırıp da bir kahveciye gitmek imkansızlaşır. (ah, ne de entel dantel bir profil çizdim hahaha. fular, önceki günkü konserde sallanan kafa sonucu tutulan boyna iyi geldiğinden, mezzo ise yine konserde içilen biraların yarattığı baş ağrısını katlamayacak tek müziği çaldığından eşlik ediyor bana oysa ki :) )
sözün özü, chai teanin içinde en baskın tat olduğunu bildiğim tarçını evde kendi hazırladığım kahveye koyarsam nasıl olurun sonucu aşağıda verilmiştir:
*outlaw'la dalga geçecektim ki, aynı hatayı yaptığımı farkettim. yazı yazılmaya başlandığında kahve çoktan mideye inmiş, 12 parmak barsağına doğru yol almaktaydı. üşenmedim (yalana bak, internette foto bulamadım), kahve ve tarçınlı bir foto çektim... olsun canım, kahvenin görüntüsü de bildiğiniz kahveydi zaten...
malzeme:
33 ml süt (standart 25 ml su bardağının bir boy büyüğüne tekabül ediyor. hani 1 kutu kolayı tam alan bir bardağınız varsa işte o 33 ml.dir)
2 tatlı kaşığı gold vb. hazır kahve
2 tatlı kaşığı bal
1 çubuk tarçın
hazırlanışı:
süt kaynama noktasına gelene kadar ısıtılır. bardağa kahve ve bal koyulur. ısınan sütten kahve ve balı eritecek kadar az bir miktar bardağa koyulur ve kahve ile bal eritilir. tadı neden değiştirdiğini bilmiyorum ama kesinlikle sütü tek seferde koymaktan daha iyi bir lezzet yaratıyor. sütün tamamı bardağa koyulur. tarçın çubuğu atılır. 1 dakika kadar bekledikten sonra tarçınla kahvenin dansı içime hazırdır.
toz tarçın da kullanılabilir. ama ses tellerinize yapışıp rahatsız edebileceğinden, sıvılarda çubuk tarçın daha idealdir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
